Profiel van cüneytcüneyt adlı kullanıcının...Foto'sWeblogLijstenMeer Extra Help

Weblog


    06 september

    işte insan

    Bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına inanıyorsan ve buna rağmen hala yalnızsan, için rahat olsun. Giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme yapmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır.

    Sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya hazırdır. Hani ağzınla kuş tutsan "Bu kuşun kanadı neden beyaz değil?" diye bir soruyla bile karsılaşabilirsin.

    İki ucu keskin bıçaktır bu işin...

    Yaptıklarınla değil yapmadıklarınla yargılanırsın her zaman...

    Bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur. İyi halin cezanda indirim sağlamaz.

    Sen, "Ama senin için şunu yaptım" derken o, "şunu yapmadın" diye cevap verecektir ve ne söylesen karşılığında mutlaka başka bir iddiayla karşılaşacaksındır.

    Üzülme, sen aşkı yaşanması gerektiği gibi yaşadın.Özledin, ağladın, güldün, şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın. "Peki o ne yaptı" deme. Herkes kendinden sorumludur aşkta. Sen aşkını doya doya yaşarken o kendine engeller koyuyorsa bu onun sorunu. Bir insan eksik yaşıyorsa, ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamak İçin uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için?

    Hayatı ıskalama lüksün yok senin. Onun varsa, bırak o lüksü sonuna kadar yaşasın.

    Her zaman ki gibi yaşayacaksın sen. "Acılara tutunarak" yaşamayı öğreneli çok oldu. Hem ne olmuş yani, yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil. Sen mutluluğu hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki.... Epeydir eline almadığın kitaplar seni bekliyor. Kitap okurken de mutlu oluyorsun Unuttun mu? Kentin hiç görmediğin sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyif verecek sana...

    Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun asıl olan yürektir. "Yürek sesi ne?" bilmeyenler, ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yasadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte. Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu...

    Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini.(alıntı)....

    Geçmişe Dönük KeşkeLerLe Yaşamak mı? Yoksa GeLeceğe Dönük BeLkiLerLe Yaşamak mı?
    sevgi ve muhabbetle
    11 juli

    RABBİM BU MİLLETE BİR DAHA İSTİKLAL MARŞI YAZDIRMASIN...

    İstiklal Marşı

      Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
      Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
      O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
      O benimdir, o benim milletimindir ancak.
      Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
      Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celal?
      Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal...
      Hakkıdır, hakk'a tapan, milletimin istiklal!
      Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
      Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
      Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
      Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.
      Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
      Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
      Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
      'Medeniyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar?
      Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın.
      Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.
      Doğacaktır sana va'dettigi günler hakk'ın...
      Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.
      Bastığın yerleri 'toprak!' diyerek geçme, tanı:
      Düşün altında binlerce kefensiz yatanı.
      Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
      Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.
      Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
      Şuheda fışkıracak toprağı sıksan, şuheda!
      Canı, cananı, bütün varımı alsın da hüda,
      Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.
      Ruhumun senden, ilahi, şudur ancak emeli:
      Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.
      Bu ezanlar-ki şahadetleri dinin temeli,
      Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.
      O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım,
      Her cerihamdan, ilahi, boşanıp kanlı yaşım,
      Fışkırır ruh-i mücerred gibi yerden na'şım;
      O zaman yükselerek arsa değer belki başım.
      Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal!
      Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal.
      Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal:
      Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
      Hakkıdır, hakk'a tapan, milletimin istiklal!

                                                    Mehmet Akif Ersoy

    SAKARYA

    SAKARYA TÜRKÜSÜ

    İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya:
    Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.

    Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak;
    Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.

    Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir:
    Oluklar çift, birinden nur akar, birinden kir.

    Akışta demetlenmiş, büyük, küçük, kainat:
    Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat!

    Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne?
    Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine:

    Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için.
    Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin?

    Rabb'im isterse, sular büklüm büklüm burulur.
    Sırtına Sakarya'nın, Türk tarihi vurulur.

    Eyvah, eyvah, Sakarya'm, sana mı düştü bu yük?
    Bu dâvâ hor, bu dâvâ öksüz, bu dâvâ büyük!..

    Ne ağır imtihandır, başındaki Sakarya!
    Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?

    İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal;
    Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal,

    Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan:
    Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan!

    Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu ân;
    Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an!

    Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu?
    Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu?

    Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna?
    Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna?

    Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir?
    Bulur mu deli rüzgâr o sedayı: Allah bir!

    Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler;
    Sakarya, kandillere katran döktü geceler.

    Vicdan azabına eş kayna kayna Sakarya.
    Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!

    İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su:
    Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.

    Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek:
    Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?

    Kafdağını assalar, belki çeker de bir kıl!
    Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl!

    Sakarya, saf çocuğu, mâsum Anadolu'nun,
    Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun!

    Sen ve ben, gözyaşıyle ıslanmış hamurdanız;
    Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız!

    Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader;
    Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!

    Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz:
    Sen kıvrıl, ben gideyim, Son Peygamber kılavuz!

    Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya:
    Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya!

     NECİP FAZIL KISAKÜREK
     
    *